Festina Lente: Sığacık’ta huzur

IŞIL GÜLEÇ
IŞIL GÜLEÇ

Sığınacak bir liman ararsınız bazen. Çekilip bir köşeye hiçbir şey düşünmeden, günlük yaşamın telaşından uzak kalmak istersiniz. Ruhunuzu dinlemek, kendinizle baş başa kalmak. Benim içinse seyahat etmek kendimi dinlemek için çok iyi bir araçtır. Fırsat buldukça uzak veya yakın bir yerlere giderim. Denize olan aşkımı bilmeyen yoktur. Bu yüzden sahil kasabaları beni hep kendine çeker. Bir yıldır gitmediğim Sığacık da beni kendine çekmeye başlamıştı. Sığacık zamanımın geldiğini düşünüp düşüyorum yollara.

Fahrettin Altay Aktarma Merkezi’nden 730 no’lu Eshot otobüsleri beni Seferihisar’a ulaştıracak. Bir saatlik yolculuğun ardından Sığacık yol ayrımında iniyorum. Sığacık minibüsleri buradan geçiyor. Az ilerideki duraktan Seferihisar sahilleri yazan yeşil minibüslerle 5 dakika sonra Sığacık’tayım. İner inmez burayı nasıl da özlemiş olduğumu hissediyorum. Tatlı bir esinti karşılıyor beni eylül sabahında.

Seferihisar, 2009 yılında Türkiye’nin ilk yavaş/sakin şehri olarak şehrin simgesi olan “salyangoz” logosunu almaya hak kazandı. Cittaslow (yavaş şehir) unvanını taşıyan dünyada 189, Türkiye’de ise 10 şehir var.

1999 yılında İtalya’nın Toskana bölgesinden yayılan Cittaslow hareketi, insanı ve doğayı merkeze alıyor. Yerel üreticiyi ve ürünleri destekleme, tarihsel dokuyu, çevreyi ve ekolojik öğeleri koruma gibi daha birçok ölçütü var.

Minibüsten inince bir yerde okuduğum eski Romalıların yaşam felsefesini ifade eden bir şiir geliyor aklıma.

Bir şeylere doğru koşmak mıdır aslolan

Bir şeylerden kaçmak mı?

Kaçan kendisinden kaçar,

Koşan yine kendine

O halde acele etmeden

Festina Lente…

Festina Lente, Latincede “yavaşça acele et” anlamına geliyormuş. Felsefi olarak da hız insanı kendinden uzaklaştırır ve yavaşlık kendine yaklaştırır demekmiş. Sığacık’ta bu yavaşlığı, sakinliği gerçekten hissedersiniz. Yaşamın tadını çıkarmaya kararlıdır burada insanlar.

sigacik-3

KALEİÇİ

Gelelim Sığacık gezimize. Kaleiçi’nden başlamak istiyorum geziye. Sığacık İlkokulu’nun karşısında Kaleiçi’ne açılan bir kapı var, bu kapıya doğru yöneliyorum. Kapıdan içeri girerken geçmiş zamanlara doğru yolculuk yapıyormuşum hissine kapılıyorum. İçeri girer girmez bambaşka bir atmosfer karşılıyor sizi. İki katlı, ahşap kapılı kerpiçten yapılmış evler sımsıcak bir hoş geldin diyor sanki. 284 tane ev var Kaleiçi’nde. Bu güzel, daracık sokaklarda kaybolma vakti. Evlerin, sokakların fotoğrafını çekmek, yerli halkıyla sohbet etmek, miskin kedileriyle oyalanmak iyi geliyor ruhunuza.

Sığacık’ta tarihi de iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Malum, şarap tanrısı Dionysos’un memleketi burası. Sığacık’a 5 km mesafedeki Teos Antik Kenti’ne giderek Dionysos tapınağını ziyaret edebilirsiniz. Tiyatro, agora, şehir meclisi (bouleuterion), liman kalıntıları, surlar hala ayakta. Teos, M.Ö. 1000 yıllarında kurulan 12 İon kentinden biri aynı zamanda.

Sığacık Kalesi ise 1520’li yılların başında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Rodos seferine hazırlık olarak yaptırılmış. Kale, Teos Antik Kenti’nden gelen taşlarla inşa edilmiş ve bir deniz üssü olarak değerlendirilmiş.

sigacik-4

SOKAKLARDA ORGANİK ÜRÜNLER…

Sığacık’ın sokaklarında gezerken yerlerin, etrafın temizliği dikkatinizi çekiyor. Zaten yavaş şehir olmanın bir ölçütü de bu. Kapılarının önüne masa kurup adaçayı, nane, hediyelik eşya satan Kaleiçi sakinlerini görürsünüz. Eğer Pazar günü buraya gelirseniz Kaleiçi’nde kurulan organik pazarda içiniz rahat bir şekilde alış verişinizi yapabilirsiniz. Çünkü burada satılan tüm ürünler organik ve buranın halkı tarafından üretiliyor.

Kaleiçi’nden çıkıp deniz havası almak için marinaya doğru yol alıyorum. Sonradan yapılan Teos Marina, karada 80, denizde 440 yatı aynı anda barındırma kapasitesine sahip. Balıkçı teknelerinin yanından geçerek taşların üzerine çıkıp oturuyorum. Karşımda deniz feneri, daha uzakta rüzgar gülleri. Derin bir nefes alıp mis gibi havayı içimde tutmak, manzarayı belleğime kazımak istiyorum. Adeta sarhoş ediyor beni bu hava. İşte her şeyi unutup kendimle baş başa kaldığım bir an. Dalıp gittiğim o sırada sapsarı renkte biraz arsız ama sevimli bir kedi miyav sesiyle beni kendime getiriyor. Bir süre bakışıyoruz sonra yanaşıyor yanıma, zorla kaşıtıyor kendini. Mıncıklıyorum, seviyorum enerji alış verişi iyi geliyor.

Öğlen vaktinin geldiğini karnımın gurultularıyla fark ediyorum. Sahil kasabasına gelip de ne yiyeceğim diye düşünmek yersiz. Tabi ki tercihim balık. Lüks restoranlar herkesin bildiği yerler. Sığacık’ta balık yiyebileceğiniz o kadar çok yer var ki. Kaleiçi’nde temiz, küçük balık restoranları olduğu gibi, kalenin dışında da balık ekmek yiyebileceğiniz salaş yerler var. Balık Mezatı’nın arkasında da birkaç balık restoranı mevcut. Hatta bu mekanlarda, kendiniz alıp gelirseniz balığınızı da pişiriyorlar. Balık almak isterseniz Balık Mezatı’ndan alabilirsiniz ama sabahın erken saatlerinde gelmelisiniz çünkü öğlene pek bir şey kalmıyor.

sigacik-2

ÇEVRE KOYLAR…

Karnınızı doyurduktan sonra gezintiye devam. Serin bir rüzgar size eşlik ediyor ve hava bunaltmıyor. Deniz kenarından şehrin diğer tarafına doğru yürürseniz tabelalar size bisiklet yolunu işaret ediyor. Yani buraya bisikletle gelip deniz ve doğa içinde şahane bir bisiklet turu da yapabilirsiniz. Sığacık limanında denize girilmiyor. Ancak limandan sabah kalkan teknelerle hem çevre koylarını görebilir hem de denize girebilirsiniz. Ayrıca arabanızla ya da minibüsle Sığacık’a 5-10 dakika mesafelerde Ekmeksiz, Akkum, Mavi Teos, Azmak Koyu, Doğanbey Burnu, Akarca gibi çoğu mavi bayraklı plajlarda denize girebilirsiniz.

Sığacık’ta birçok palmiye ağacı görürsünüz. Çünkü buranın iklimi İzmir’e göre daha ılımandır. Bu ağaçların gölgesinde oturup serinleyebilir, kitabınızı okuyabilirsiniz. Dondurma yemek isterseniz dondurmacılar sokağına gidip keçi sütünden yapılmış dondurmalarını denemenizi tavsiye ederim. Yine el sanatları sokağında bulunan küçük dükkanlardan da el yapımı hediyelik eşya alabilirsiniz.

Sokaklarda dolaşırken kalenin hemen yanında 5-6 tane karavan görüyorum. Tatilciler burayı istila etti galiba diye düşünürken camlarındaki yazı dikkatimi çekiyor; “Olanlar Oldu Film Ekibi”. Sonra araştırınca bu filmin Ata Demirer’in senaryosunu yazdığı en son filmi olduğunu öğreniyorum. Demek Sığacık’tan sahneler de göreceğiz bu filmde.

sigacik-10

ŞADIRVAN’DA ÇAY

Sonra canım çay içmek istiyor ve Kaleiçi’ndeki Şadırvan Meydanı’na gidiyorum. Buranın ortamına bayılıyorum. Ortada eskiden kalma bir şadırvan, etrafta kıraathaneler, restoranlar, çay kahve içen kağıt oynayan adamlar, sohbet eden kadınlar. Dostlar Kıraathanesi’nin masalarından birine oturuyorum. Buranın çayı da kahvesi de çok güzel. Üstelik fiyatı da çok uygun. Çayımı yudumlarken mis gibi bir koku geliyor burnuma, dikkat kesiliyorum. Kıraathanenin yanındaki bakkala elinde tepsiyle bir kadın geliyor. Dayanamıyorum, gidip soruyorum kadına tepsidekinin ne olduğunu. Babaanne kurabiyesi olduğunu söylüyor. Hemen alıyorum ve çayla birlikte yiyorum. Bu kurabiye gerçekten çok güzel ve de doyurucu. İçinde ceviz ve üzüm var, organik olduğu belli. Yine mest oluyorum. Akşam saat 17’ye doğru gelirseniz Şadırvan’a bu kurabiyeyi de tatmadan gitmeyin.

sigacik-8

Akşama doğru son bir kez Kaleiçi sokaklarına dalıyorum. Bu saatlerde evlerinin önünde satış yapanlar çoğalıyor. Bir yerde Karadut suyu ikram ediyorlar. Beğeniyorum, bir şişe alıyorum. Ağız yaralarına da iyi geldiği biliniyor karadut suyunun. Bu güzel sokaklardan ayrılasım gelmiyor ama güneş batmak üzere ve benim yolum uzun. Güneş çok güzel batıyor Sığacık’ta. Kendimce hoşça kal diyorum Sığacık’a yine görüşeceğiz, güneşe el sallıyorum. İçimde bir dinginlik ve tarif edilemez bir huzurla İzmir’e doğru yola koyuluyorum.


Nasıl gidilir: Fahrettin Altay’dan 730 numaralı Seferihisar otobüsü ve Sığacık ayrımından minibüs ile ulaşım mümkün. Araç ile de aynı güzergahtan gelinebilir.

Nerede kalınır: Çoğunlukla günübirlik gelinen Sığacık’ta Kaleiçi’ndeki tarihi evlerden bazıları pansiyon olarak hizmet veriyor. Ayrıca Sığacık merkezde otel ve pansiyonlar mevcut. Bir üst segment için Akkum yolu üzerindeki Euphoria Aegean Resort da bir seçenek.

Ne yenir: Balık için seçenek bol. Marina çevresindeki küçük restoranlar rağbet görüyor. Burada mezattan aldığınız balığınızı pişirtmeniz de mümkün. Ayrıca burundaki balık lokantalarından Liman Balık Restoran oldukça başarılı. Sığacık’a pazar günü gelirseniz, Sığacık pazarından el yapımı otlu börek ve kalburabastı alarak pazar dışındaki kafelerde oturup çay ile yemenizi öneririz.

Foto galeri:

 

Festina Lente: Sığacık’ta huzur” için bir yorum

  • 10 Ağustos 2017 tarihinde, saat 09:48
    Permalink

    Merak ettim en son ne zaman Sığacık ya da Seferihisar’a geldiniz…………. Ben 94 yılından beri Seferihisar’da yaşıyorum sizin anlattığınız o masalımsı yavaş Sığacık 6-7 yıl önce hızla yok edilmeye başlandı…………………..

Bir Cevap Yazın