İki günlük Amasya kaçamağı

savas-unluSAVAŞ ÜNLÜ

Gün olur alır başımı giderim, /denizden yeni çıkmış ağların kokusunda /o ada senin bu ada benim /yelkovan kuşlarının peşi sıra…

Şair Orhan Veli’nin “Gün Olur” şiiri rehberim olur çoğu kez. Görülmedik, bilinmedik diyarlara yelken açmak ne güzeldir bir bilseniz. Okuduklarım, izlediklerim görme isteğimi artırır. Birkaç günüm boş olursa alır başımı giderim. İzmir Karşıyaka’daki Kamil Koç yazıhanesinde Amasya seferlerinin başladığını okuyunca gitme arzumu dizginleyemedim. Yolculuk sabah başlıyordu hem de. Arayıp da bulamadığım bir şeydi. Çevreyi izleyerek gözleyerek yol almanın güzelliğini kuşkusuz gezenler çok iyi bilirler.

Otobüsler geniş, ferah, hele bir de tekli koltuksa değmeyin keyfime. Yolculuklarda olmazsa olmazım kitap okumaktır. Daha önce Kamil Koç’un yolculara verdiği gazeteyi baştan sona dek okudum. Sonra geldi sıra Yolculuk dergisine. Okumadan edemediğim bir gezi dergisidir.

Amasya - Fotoğraf: Işıl Güleç
Amasya – Fotoğraf: Işıl Güleç

Aylardan Nisan, yol boyunca her yer yeşile kesmiş. Doğa canlanmış, göz alabildiğine yeşillikler, çiçekler halı, kilim desenleri gibi nasıl da canlıydı. Otobüsün canımdan doğadaki telaşı görebiliyordum. Kuşlar, kelebekler nasıl da hareket katıyordu doğaya. Leylekler gelmişler.

Ankara’ya kadar yolculuk nasıl geçti anlayamadım. Geriye kalan beş saatlik yolu da tamamlamıştık. Şehzadeler Kenti’ne adım atmıştık. Servisler bizleri bekliyormuş. Geceleyin çevreyi tam seçemesem de daha önce telefonla yer ayırttığım Taşhan Otel’e ulaşmıştım. Yorgunluktan eser yoktu üzerimde. Otobüslerin rahatlığı ayrı, Kırıkkale’den mola yeri Sungurlu’ya kadar uyumuştum. Bavulumu bırakıp gece serinliğinde Amasya’yı gezmeye çıktım. Şehrin tam ortasından geçen Yeşilırmak bir masal nehriydi. Işıklandırma ne güzel yapılmıştı. Bir bakıyordum yemyeşil, daha sonra kırmızı, daha da sonra mosmor akıyordu. Dağlara oyulmuş binlerce yıllık Kaya Mezarları da aynı ışıklandırmayla gözlerimi alıyordu. Yıldızlar daha mı çoktu bu sakin şehirde. Yer gök yıldıza kesmişti. Irmağın kenarındaki banklara oturup sessizliği dinledim. Düşler kurdum. Rengi sürekli değişen ırmağın akışını dinledim…

Amasya'da meşhur Taşhan Otel
Amasya’da meşhur Taşhan Otel

Otelin devasa büyüklüğü karşısında hayran kalmamak elde değildi. Mimar Mehmet Kalfa’ya 1699 yılında yaptırılan dikdörtgen biçimindeki iki katlı hanın beden duvarları kesme taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştı. İç avlu duvarlarla çevrilmişti. İç avluyu çeviren hafif sivri kemerlerin üzerine ikinci kat yerleştirilmişti. Alt kat avlusu restoran olarak kullanılıyordu.

Odama çekildim. Her odaya Amasya’da yaşamış tarihsel şahsiyetlerin adı verilmişti. Odaların kapısı oldukça küçüktü. Boyu uzun olanlar dikkatli girmek zorundaydı. Tavan yüksekti. Kesme kalın taşlar kullanılmıştı odaların yapımında. Yataklar tertemiz, mis gibi lavanta kokuyordu. Yatar yatmaz uyumuştum. Sabahleyin kahvaltımızda yöresel ürünleri yabana atılmayacak cinstendi. Amasya çöreğine bayıldım. Sordum Çörekçi Galip yapıyormuş. Dönerken sevdiklerime götürecektim.

Kahvaltıdan sonra ver elini kenti gezmeye. Kuruluşu 8 bin yıl önceye dayanan, birçok uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Amasya’yı gündüz gözüyle görmek de bir başkaymış. Bimarhane’den Aşıklar Müzesine kadar gezmedik yer bırakmadım. Tarihsel geçmişi karşısında etkilenmemek elde değildi.

Öğle yemeği için Amasya’nın mutfağında yer tutan yemekleri yemek için Yeşilırmak kenarındaki Amasya Mutfağı’na gittim. Önce toyga çorbası, baklalı yaprak sarması, keşkek öyle lezzetliydi ki tatmasaydım Amasya’yı görmüş kabul etmeyecektim kendimi.

Harşena Dağı
Harşena Dağı

Öğleden sonra Harşena Dağı’nın güneyine bakan Pontus Kralları’nın kaya mezarlarını gezdim. Coğrafyacı Strabon’a göre bu mezarlar Pontus krallarına aitti. Hızımı alamadım İç Kale, Cilanbolu’yu da gezdim. Kentin eşsiz fotoğraflarını çektim. Yükseklerden inip ırmağın kenarındaki Saraydüzü Kışlası olup günümüzde sanat merkezi olan binayı gezerken Amasya Genelgesini anımsayıp Atatürk’ün huzurunda saygıyla eğildim.

Geceleyin Ali Kaya’nın yerindeydim. Amasya’nın en yüksek lokantasıydı. Kentin gece görüntüsüne bakıp masal dünyasında olup olmadığıma inanamadım. Kentin ışıkları ateş böceğini andırıyordu. Kral Mezarları, Yeşilırmak’ın renkli ışıklarla yıkanması destansı görüntüler oluşturuyordu. Yıldızlar daha yakındı Ali Kaya’da…

Yer ışığa, gök yıldıza kesmişti Ali Kaya’da

Ertesi gün Amasya’nın tüm güzelliklerini görmeye çalışsam da zaman yetmiyordu. Geceleyin Taşhan’daydım. Bağlamayla müzik vardı. Osmanlı, günümüz mutfağının lezzetleri özenle sunuluyordu. Taşhan Oteli bu şirin kente yeniliklerin yanında ayrı bir tat getirmişti. Yapısıyla insanı büyülüyordu. Yemeğimi yerken oteli işleten Adnan Çelik Bey masama geldi. Sıcak biriydi. Şehirle ilgili çok şey anlattı. “Amasya Kebabı haziran ayında başlar, gelip bir tadın” dedi.

İki gün yetmemişti Şehzadeler Şehri’ni gezmeye. İlk fırsatta yine gelecektim. Biletimi almak için Kamil Koç’a gittim. Yol kartımı gösterdim. Görevli arkadaş puanlarınız bilete yetiyor. İsterseniz kullanalım, dedi. Olur dedim. Tekli koltuktan almıştım yine biletimi. Dönüş yolculuğumu da puanlarım karşılamıştı…

Dönüş için otobüse bindim. Gelirken gece karanlığında göremediğim güzellikleri izleyerek yolculuğumu yapacaktım. İzmir’e dönüş yolculuğumuz başlamıştı…

Bir Cevap Yazın