Prizren, Şar Dağı’nın güzel kızı

Osmanlı, bir Balkan imparatorluğu idi. Ne zaman ki Balkanları yitirdi, hızla gerileyerek tarihin tozlu dehlizleri arasına karıştı. Ancak yüzlerce yıllık bu imparatorluk, hakim olduğu coğrafyanın şekillenmesini sağlayan önemli bir miras bıraktı.

Türkiye’de yaşayan insanlar olarak bizler, bu mirasın Türkiye’deki bölümünden haberdarız. Balkan imparatorluğu dediğimiz Osmanlı’nın Balkanlardaki mirasını ise uzun süre merak etmedik. Bu mirası göçmenlerden dinledik. Şimdi ise yurtdışı seyahatlerimizin yaygınlaşmasıyla Osmanlı’nın Balkan mirasını fark etmeye başladık. Bu mirasın en özgün biçimde yaşadığı yerlerden biri de Kosova ve bilhassa onun “Türk şehri” olarak bilinen Prizren.

Kosova, tarihte herkes için çok önemliydi. Osmanlı’ya Balkanların kapısı Kosova Savaşı’yla açılmış, 90’lı yıllarda yaşanan bütün o unutulmaz acıların fitili, Miloseviç’in Kosova’da düzenlediği bir mitingin ardından ateşlenmişti. Şükür ki o günler geride kaldı. Şimdi Piriştine’ye her gün uçakla gidip, oradan karayoluyla Prizren’e geçip yüzlerce yıllık tarihten süzülenlere şahit olabilmemiz mümkün.

Şar Dağı’na sırtını dayayan Prizren, tipik Balkan pastoral manzarasını yansıtan küçük ve şirin bir şehir. Bizce bir şehrin kalesi varsa gezmeye kesinlikle o kaleden başlanmalı. O yüzden yaklaşık 600 metre rakımlı Prizren Kalesi’ne -biraz efor harcayarak- çıkmanızı ve kente derin derin bakmanızı öneriyoruz başlangıç için.

OSMANLI’NIN İZLERİ

Sözünü ettiğimiz mirası gezmeye başlayabiliriz. Prizren’in en önemli tarihi yapılarının başında Sofu Sinan Paşa Camii geliyor. Akdere’ye (ya da Bistriça nehrine) nazır camiyi, Prizren’den devşirme bir paşa 17’nci yüzyılda yaptırmış. Bu denli eski camilerin ahşap kısımları genellikle zaman içinde yenilenir, ancak Sofu Camii’nin ahşap minberi, yapıldığı 1615 yılından kalma. 19’uncu asırda gerçekleşen restorasyon sırasında eklenen bazı detaylarla cami, Barok çizgiler de taşıyor.

Her kadim şehirde, o şehre yeniden dönmeyi niyet etmek için bir anıt vardır (Örnek: Dünyada sadece Türklerin “Aşk Çeşmesi” dediği Roma’daki Trevi Çeşmesi.) Prizren’de yeniden şehre dönüş niyetinin yapıldığı yer, Şadırvan Meydanı’ndaki meşhur çeşme. Bu çeşmeden su içen ziyaretçilerin Prizren’e mutlaka geri döneceklerine inanılıyor. Ayrıca bekarlar evlenme niyetiyle, yaşlılar ise gençleşme niyetiyle bu şadırvanın suyundan içiyorlar.

Prizren’de mutlaka görmeniz gereken diğer eserler şunlar:

Akdere üzerindeki Taş Köprü.

Tarihi evleriyle Maraş semti.

Fatih Sultan Mehmet’in 1455’te şehri alınca, ordunun ilk namazı kıldığı alanda inşa edilmiş olan Namazgâh.

Kosova Savaşı’nda gözetleme kulesi olarak kullanılan saat kulesi.

1596 tarihini taşıyan Gazi Şemseddin Ahmet Bey Hamamı.

Savaşta yıkılan minaresiyle Arasta Camii.

MÜZELER…

Osmanlı’dan Yugoslavya’ya ve bağımsızlığa kadar uzun bir tarihi olan Kosova’nın en özgün kentlerinden Prizren’deki müzeleri mutlaka görmenizi öneriyoruz. Bunlar arasında savaş müzesi olarak kullanılan saat kulesi başta geliyor. Prizren Birliği Müzesi de gezilmesi gereken müzeler arasında yer alıyor. Eczacı Musa Şehzade’nin 200 yıllık konağı da Prizren’de geçmiş dönemlerde nasıl yaşandığını sergileyen bir Etnoloji Müzesi olarak işlev görüyor.

PRİZREN’DE NE YENİR?

Rumeli’nin her köşesinde ayrı çeşidine rastlayacağınız “köfte”, Prizren’de de ilk seçenek olarak karşınıza çıkacak. Prizren köftesi, tuzlu bir çeşit kaymak ile servis ediliyor. Bir Balkan efsanesi olan elbasan tava, (tabi ki) börek, paşa köftesi ve “tespişte” tatlısını mutlaka deneyin dönmeden evvel. Prizren’de şarküteri meraklıları da aradıklarını fazlasıyla bulacak. Yöreye özgü isli et dikkat çekiyor. Lorlu biber turşusu “ciza” ise oldukça lezzetli. Ziyaretiniz kış aylarına denk gelecekse Prizren’in kendine mahsus bozasını da tadına mutlaka bakın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.