Büyülü diyar Göynük ve efsaneleri

Geçtiğimiz günlerde Cittaslow, yani “Sakin Şehir” unvanına kavuşan Göynük, Bolu’nun şirin ve güzel bir köşesi. Bulunduğu bölge, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu diyarlar olduğu için Göynük’te erken Osmanlı döneminde kalma çok sayıda tarihi yapı bulunuyor.

Haber: Türkiye’nin yeni sakin şehirleri Göynük, Gerze, Eğirdir

Dokusunu korumayı başarmış olan Göynük’te keşfedilecek çok şey var ve bunları bir hafta sonuna sığdırmak pek mümkün değil. Ama yine de yaklaşan ilkbaharda birkaç gününüzü bu doğa harikası diyara ayırmanızı öneririz.

GÖYNÜK EVLERİ

Dediğimiz gibi, Göynük, Osmanlı’nın kurulduğu bölgede yer alıyor. Dolayısıyla Anadolu’da Türklerin en eski yerleşimleri arasında. Bir yamaç şehir olan Göynük’te yokuşlara kurulu tarihi evler, hemen fotoğraf makinenize davranmanıza neden olacak.

Tarihi Göynük evleri

Sözünü ettiğimiz yokuşlar yer yer yüzde 35 ila 40 eğimlere sahip. Dolayısıyla şehir, müthiş bir manzara sunuyor. Bahçelerden yükselen doğal güzellikler de Göynük evlerini bir başka güzel kılıyor.

Göynük evleri zemin üzerine bir veya iki katlı bir yapıya sahip. En eskisi 150 yıllık olan evlerin girişinde kiler ve hizmetli odaları ile ocaklı mutfak yer alıyor. Bazı evlerde ise -ki bunlar daha varlıklı ailelerin evleri- ocak bahçede yer alıyor.

Birinci katta, başka örneklerde hayat olarak adlandırılan geniş oda ve buna çıkan diğer odalar var. Geniş aile yapısının yaşandığı bu evlerin her odasında ayrı bir ocak, yüklük, sedirler ve gusülhane bulunuyor. Bu yapı, evlerin günümüzde “butik otel” olarak kullanılabilmesine de imkan verir nitelikte.

Çatılar ise büyük çoğunlukla kırma çatı ve üzerleri yerli kiremitlerle örtülü. Özellikle bazı evlerin odalarındaki kapı ve pencerelerin ahşap işlemeleri görülmeye değer.

Söz konusu Göynük evleri, 1890 tarihli Hükümet Konağı ile büyük bir uyum sergiliyor.

ZAFER KULESİ

İşte Göynük’ün simgesi haline gelen Zafer Kulesi!..

Şehri hakim tepede 1923’de Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamı Hurşit Bey tarafından yapılan kule, altıgen taş temel üzerine, üç katlı ahşap yalı baskı mimariye sahip.

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet anısına 1923’te dikilen Göynük Zafer Kulesi, şehrin sembolü.

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ

Göynük’ün en önemli tarihi yapılarından Gazi Süleyman Paşa Camii, külliyesindeki hamamıyla birlikte 1335 tarihini taşıyor. Cami, ikinci padişah Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış. Hikayesi ise şöyle:

Rivayet olunur ki; Camii’nin yapımı sırasında yapıya taş getiren, ama getirdiği taşı bırakmadan geri götüren bir işçi, Süleyman Paşa’nın dikkatini çeker. İşçiye “Niye aynı taşı getirip yerine koymadan geri götürüyorsun” diye sorduğunda “Kirli olduğum için taşı mübarek bir yapının, temellerine koymak istemedim” der. Bunun üzerine Süleyman Paşa hemen ustabaşına emir vererek caminin yanına bir de hamam inşa edilmesini ister. Böylece günümüze kadar varlığını devam ettiren ve Göynük’ün en eski mimari yapıtlarından biri olan Gazi Süleyman Paşa Camii ve Hamamı ortaya çıkar.

Göynük Gazi Süleyman Paşa Cami, 14’üncü yüzyıl eseri.

AKŞEMSEDDİN TÜRBESİ

Akşemseddin, İstanbul fatihi Fatih Sultan Mehmet’in hocası olarak biliniyor. Akşemseddin’in Göynük’deki Türbesi 1464 yılında Fatih Sultan Mehmet’in emriyle yaptırılmış. “Kefeki” taşından yapılmış kasnaksız kubbeye sahip, altıgen bir yapı…

Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’in türbesi, memleketi Göynük’te bulunuyor.

Türbe gerçekten çok sade. Akşemseddin’in sandukası kapıdan içeri girince sağda yer alıyor. Ceviz üzerine kabartma yazı ile süslü olan bu sanduka Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneği.

Türbede ayrıca Akşemseddin’in oğulları Sadullah ile Emrullah çelebilerin sandukaları da yer alıyor.

BIÇAKÇI ÖMER DEDE TÜRBESİ

Göynük’te Akşemseddin ile aynı dönemde yaşamış başka önemli insanların da türbeleri var. Bunlardan Bıçakçı Ömer Dede (Ömer Sikkin), Hacı Bayram Veli’nin  müritlerinden. Göynük’te yaşayan ve bıçakçılık yapan bu ulu insanın 1475’te öldüğü ve türbesinin de bu tarihlerde yapıldığı biliniyor. Hikayesi ise şöyle:

Bir cuma günü namazdan sonra Akşemseddin, camide zikir halkası kurar. Bıçakçı Ömer Dede halkaya katılmayarak bir köşede sohbete başlar. Bunun üzerine Akşemseddin, “Halkamıza katılmazsa Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin tacını ve hırkasını ondan alırız” der. Bıçakçı Ömer Dede bunun üzerine meydana bir ateş yaktırarak “Keramet taçta ve hırkadaysa biz yanarız, bizdeyse onlar yanar” der ve ateşin içine girer, yanmayarak ateşten sapasağlam çıkar.

DEBBAĞ DEDE TÜRBESİ

Göynük’te yaşamış bu ulu kişinin hayatı ile ilgili menkıbeler söz konusu. Mesleğinin deri tabakçılığı olduğu biliniyor ve halk arasında “Tabak Dede” olarak anılıyor. İşte hikayesi:

Bir hac mevsiminde Göynük ve civarından bir grup Müslüman, hac  ibadetini yerine getirmek için Hicaz’a giderler ve görevlerini yerine getirirken hacılardan biri kaybolur. Diğer hacılar döner, o kalır, çaresizlik içinde kıvranırken bir Arap yanına gelip derdini sorar. O da anlatır. Arap, merak etmemesini Göynük’ten bir zatın her sabah namaz için Mekke’ye geldiğini, onunla dönebileceğini söyler. ”Namazdan sonra ona sıkıca sarıl, ne derse desin sakın bırakma” der. Göynük’ten her sabah namaz için gelen kişi, Debbağ Dede’dir. Adam söylenenleri yapar, Debbağ Dede bakar ki kurtuluş yok, “Gözlerini yum, ben aç demeden açma, bu olayı da kimseye söyleme” der. Birlikte Göynük yakınlarına gelirler. Gümele (şimdiki Mihal Gazi) köyünden olan bu adam, bir süre sonra  dericilikte kullanılan tetere otu satarken Göynük’te Debbağ Dede’yi tanır ve “Vademiz dolmuştur, suyumuz ısıtılsın” der. Bir süre sonra da ölür.

GÖYNÜK’ÜN YAYLALARI

Göynük’e gelmişken birkaç günlük zaman yaratın kendinize ve yaylaları mutlaka görün deriz. Bin ila bin 500 metre yükseklikte yer alan Göynük yaylaları arasında Karabey, Çubuk, Değirmenözü ve Kaşıkçık Yaylaları yer alıyor. Türkiye’nin önemli hayvancılık merkezleri olan Mudurnu, Dokurcun ve Adapazarı’nın hayvanları bu yaylalarda besleniyor. Yaylalarda oldukça güzel manzaralı trekking rotaları da bulunuyor.

Çubuk Yaylası, Çubuk Gölü’nün yamacında pastoral manzaralarla bezeli trekking rotaları barındırıyor.

Ne yenir: Göynük adeta bir çorba cenneti. Özellikle bölgeye özgü tarhanayı mutlaka deneyin. Göynük eriştesi çok meşhur ve bölgeye özgü erişte çorbasını da tavsiye ediyoruz. Et suyuyla yapılan düğün çorbası da çok lezzetli. Çorbanın dışında bir yayla bölgesi olmasından ötürü et yemeklerini kaçırmamanızı öneririz.

“Keş”

Göynük’ün bize göre “spesiyali” ise “Keş” denen bir tür peynir. Yayıkta yağı alınan yoğurttan yapılan ayranın mayalanmasıyla elde edilen keş, Göynük’te tatmanız gereken en orijinal lezzet. Ayrıca birbirinden farklı Göynük ekmeklerinden almadan dönmeyin.

Nerede yenir: Çok sayıda butik lokanta ile birlikte Lalezar ve Paşazade, öne çıkan lezzet durakları.

Nerede kalınır: Göynük Otel ve Akşemsettinoğlu Konağı ile birlikte tarihi Göynük evlerinin bazıları butik otel olarak işletiliyor. Ayrıca yaklaşık 40 kilometre mesafedeki Mudurnu’da termal oteller var. Ama bizce Göynük merkezdeki seçenekleri değerlendirin.

Nasıl gidilir: Özel aracınızla gidiyorsanız, D160 veya D170 karayollarını kullanmanız gerekiyor. Cep telefonunuz veya navigasyon cihazınız size yardımcı olacaktır. Göynük İstanbul’dan ve Ankara’dan 230 (evet, tam ortada), Bursa’dan 200 ve İzmir’den 530 kilometre mesafede. Otobüs ile de Bolu üzerinden veya doğrudan Göynük’e ulaşmanız mümkün.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.