Los Angeles’ta üç gün

Yazı: Engin Tatlıbal / Fotoğraflar: Engin Tatlıbal ● Pixabay

Village People grubunun “Go West” diye bir şarkısı vardır; sonraları Pet Shop Boys’un yeniden kaydetmesiyle çok daha meşhur olmuştur. Go West, yani “batıya git”, aslında “özgürlüğe git” demektir. Ve “batı”, California’dır, özgürlük oradadır.

Village People bu şarkıyı eşcinsellere atfen yazmıştı (Pet Shop Boys ise siyasallaştırdı). Katı bir tutuculuğun hakim olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nin orta kesimlerinde yaşayan ve baskı altında zulüm gören eşcinseller için özgürlük California’daydı.

Harvey Milk’ten beri eşcinseller için ABD’nin özgürlük başkenti San Francisco; ancak California denince akla ilk olarak Los Angeles geliyor. Bunun nedeni ise şehrin global sinema ve eğlence endüstrisinin merkezi olması.

Aslında Los Angeles, bir şehir olarak hiçbir çekicilik taşımıyor. Onu dünyaca meşhur bir turistik destinasyon kılan şey, söylediğim gibi, sinema ve eğlence sektörlerinin merkezi olması ve okyanus kıyısında kilometrelerce uzanan altın plajları. Dünyanın pazarlama ustaları olan Amerikalıların elinde şehir, her yıl milyonlarca turist ağırlayan bir merkez haline gelmiş durumda.

Biz, üç gün kaldığımız Los Angeles’ı bu süre içinde yeterince gezebildiğimize inanmıyoruz. Daha uzun kalacaklar için alternatifler çok elbette. Ancak Los Angeles’ı Los Angeles yapan ana unsurları görebilmek için üç gece de yeterli olabilir.

Öncelikle gezi programınızı kaldığınız otele göre planlamanız önemli. Bizim tercihimiz olan Highland Caddesi’ndeki Hollywood Heights Hotel, dünyaca ünlü Walk of Fame’e, yani ünlü yıldızların isimlerinin bulunduğu kaldırımlarıyla bilinen Hollywood Bulvarı’na birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olduğu için öğleden sonraki check-in işlemlerinin ardından akşamı burayı görerek değerlendirdik.

Walk of Fame ya da Hollywood Bulvarı üzerinde dünyaca ünlü yıldızların isimleri yer alıyor.

Walk of Fame, Hollywood’un kalbi adeta. Dünya, Los Angeles’ı bu bulvarla tanıyor desek yanlış olmaz. Birkaç kilometre uzunluğunda olan bulvarda sayısız sinema ve tiyatro salonu mevcut. Bunlardan biri de her yıl Oscar ödül töreninin düzenlendiği, eski adıyla Kodak, şimdiki ismiyle Dolby Theatre.

Hollywood Bulvarı

Dolby Theatre, bir performans sanatları merkezi olmanın yanı sıra geniş bir alışveriş merkezi olma özelliği de taşıyor. Bütçenize göre bu önemli mekandan hediyelik alışverişi yapabileceğiniz gibi, Hollywood Bulvarı boyunca uzanan diğer mağazalarda da para harcayabilirsiniz. Biliyoruz ki kaldırımda isimleri ve yıldızları bulunan, hayranı olduğunuz sanatçılara tek tek bakacaksınız ve bu isimlerle de fotoğraf çektireceksiniz; ancak bir yandan Hollywood Bulvarı’nın sunduğu sinematografik manzarayı da kaçırmayın deriz. Bu bulvarda çekilmiş onlarca kovalamaca sahnesi gözünüzün önüne gelecek.

İlk gün için Universal Stüdyoları’na gitmek güzel bir seçenek. Universal City adını taşıyan geniş bir vadi ve yamaca kurulu olan stüdyolar, her yıl yüzbinlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. Bu stüdyolara giriş ücreti 60 dolar civarında. İçeride geniş bir alışveriş, yeme-içme ve eğlence alanı mevcut; ayrıca Universal tarafından çekilmiş filmleri konu alan şovları da izlemeniz mümkün. Bu şovlar bilete dahil, ancak saatlerine göre gitmek gerekiyor.

Universal Stüdyoları’nı gezmek için üç vagonlu katarlara bineceksiniz ve muhtemelen bunun için uzunca bir kuyrukta beklemeniz gerekecek. Bu katarlar, stüdyoların kurulu olduğu alanı İngilizce rehber eşliğinde gezdiriyor ve bu tur, yaklaşık yarım saat sürüyor. Tur sırasında Geleceğe Dönüş filmindeki Hill Valley meydanını, zaman makinesi olarak kullanılan DeLorian’ı, Biff’in gübre kamyonuna çarpan otomobilini, yeniden inşa edilen New York sokaklarını, Jaws’ı, King Kong’u ve daha pek çok kült filmin çekildiği setler ile kullanılan aksesuarları görme şansınız var. Hemen belirtelim, Universal Stüdyoları turunuz tüm gününüzü alacak. O gün için başka plan yapmamanızı öneririz. Meraklısı olanlar, benzer bir turu Universal’ın yakınında bulunan Warner Bros Stüdyoları’nda veya Walt Disney Stüdyoları’nda da gerçekleştirebilir.

OSCAR ÖDÜLLERİ TATİL TERCİHLERİNİ BELİRLİYOR

Universal Stüdyoları’nda Geleceğe Dönüş filminin seti ve meşhur saatli binası.

İkinci gününüzü Los Angeles’in simgeleşmiş mekanlarını görerek geçirebilirsiniz. Bunların başında ise Griffith Park bölgesinde bulunan ve La La Land filminin önemli mekanlarından olan Griffith Gözlemevi geliyor. 1935’te kurulan gözlemevi, sunduğu müthiş Los Angeles manzarasının yanı sıra meşhur “Hollywood” yazısını görmek için de ideal mekanlardan. Günün devamında ise araçla yaklaşık 40 dakika mesafede bulunan Santa Monica Plajı’na gidip kendinizi Pasifik Okyanusu’nun sularına bırakarak değerlendirmek güzel bir fikir olabilir. Veya 50 ile 60 dolar arası bir ücret karşılığında Beverly Hills bölgesinde bulunan ünlülerin evlerini gezdiren turlara katılmak da meraklısı için çekici olabilir.

Griffith Gözlemevi

Basketbol meraklıları için Los Angeles’a gelmek, başta Los Angeles Lakers olmak üzere LA Clippers ve LA Sparks gibi NBA takımlarının maçlarını Staples Center’da izlemek için bir fırsata dönüşebilir. 16 kez NBA şampiyonu olan Lakers, geçmişte Kareem Abdul Jabbar, Magic Johnson ve Kobe Bryant gibi basketbol tarihine geçmiş oyuncuları bünyesinde barındıran bir takım. Maçlarını oynadığı Staples Center ise şehir merkezinde bulunuyor.

Çocuklarının unutulmaz bir gün geçirmesini isteyen aileler ise şehrin yakın çevresinde bulunan Disneyland ve Legoland gibi tema parklarını mutlaka ziyaret etmek isteyeceklerdir. Bu meşhur parklara girişin ise kişi başı minimum 150 dolardan başladığını ifade edelim. Dört kişilik bir ailenin Disneyland için yeme-içme, ulaşım ve alışverişle birlikte günlük 1000 dolara yakın bir parayı gözden çıkarması gerekiyor.


Ne yenir? Nerede yenir?

In-N-Out Burger

Pek çok kişiye göre Amerika’nın en iyi hamburger zinciri. Los Angeles bölgesinde pek çok yerde şubeleri var ve her şubesinde her daim kuyruk var.

Eggslut

Grand Central Market bölgesinde, Amerikalıların meşhur kahvaltılık burgerlerinin en iyilerini bulabileceğiniz bir mekan. Bizde bir zamanlar var olan “yumurtalı karışık” sandviçlerin burger versiyonunu yıllardır ve başarıyla sunuyorlar.

Philippe the Original

Sığır veya kuzu eti alternatifleriyle ve farklı yumurta ve turşu seçenekleriyle dikkat çeken bir mekan. Merkezde Çin Mahallesi’ne yakın bir konumda bulunuyor ve ambiyansı gerçekten çok “Amerikan.”

Slice Truck

Güney bölgesinde, Santa Monica’ya giderken veya dönüşte durup lezzetli bir et menüsü yiyebileceğiniz güzel bir restoran.

Bir Cevap Yazın