Yalnız seyahat edenler için en çekici rotalar

Eğer seyahat ederken kendinizle baş başa kalmak istiyorsanız, dünyanın bu 12 güvenli, sıra dışı ve macera dolu köşesini mutlaka görmelisiniz

Yalnız seyahat etmek kadar coşku uyandıran pek az şey var. Sırt çantanızı kapıp nereye seyahat ederseniz edin, yeni arkadaşlar edineceğiniz, uçsuz bucaksız dünyamızı keşfetme fırsatı bulacağınız ve belki de kendiniz hakkında birkaç şey öğreneceğiniz bu deneyimin tüm zorluklara değdiğini fark edeceksiniz.

İşte momondo.com.tr‘ye göre yalnız bir gezgin olarak ziyaret edebileceğiniz en güvenli ve heyecan verici yerlerden birkaçı…

SPLİT, HIRVATİSTAN

Split’te dolaşmak, Roma döneminde gezinmeye benziyor. MS 4. yüzyılda inşa edilen Diocletianus Sarayı’nın harabeleri; tarihi binaları ve surlarının içindeki dar sokaklarıyla günümüzde Split’in tarihi semtini oluşturuyor. Riva adındaki sahil gezinti alanına geçmek için dört girişten biri olan bronz kapıyı kullanabilirsiniz.

Split’te sosyalleşmek isteyen yalnız gezginlere hitap eden pek çok hostel var ve düzenli olarak bar ve gece kulübü eğlenceleri organize ediyorlar. Akşamdan kalmalığınızı Bačvice Plajı’nda dostça bir picigin (Split’te icat edilen ve sığ sularda oynanan bir top atma ve yakalama oyunu) maçıyla üzerinizden atabilir veya Dalmaçya kıyılarında birkaç günlük tekne turuna katılarak eğlenceye devam edebilirsiniz.

BAÑOS, EKVADOR

Bir dağ bisikleti kiralayarak, yağmur ormanlarıyla gürleyen şelalelerin arasından dik tırmanışlar yapacağınız Ruta de las Cascadas rotasında bisiklete binebilirsiniz. Baños (İspanyolcada banyo anlamına geliyor), adından da anlaşılabileceği gibi, Tungurahua volkanından çıkan sıcak kaynak sularıyla beslenen doğal kaplıcalarla ünlü bir yer. Dev bir şelalenin altına açılmış La Piscina de la Virgen, termal banyoların tadını çıkarmak için tercih edebileceğiniz ideal kaplıcalardan biri. Ülkende bıraktığın arkadaşlarınızı kıskandıracak bir fotoğraf çekmek için Casa del Arbol’e giden otobüslere binebilirsiniz.

GYEONGJU, GÜNEY KORE

Gyeongju’da yalnız başına seyahat etmek, özellikle de Gyeongju’nun Tarihi Alanları’nı dolaşırken, adeta içsel huzura yönelik bir yolculuğa dönüşüyor. Bu UNESCO Dünya Mirası Alanı, Budizm sanatının başyapıtlarından olan ve Güney Kore’nin pek çok hazinesini barındıran Bulguksa Tapınağı ile öne çıkıyor. Antik pagodalar, köprüler ve merdivenler, bronz Buda heykellerine ve sarira (Budist kutsal emanetleri) eserlerine çıkıyor. Ziyaretiniz sırasında yukarılara göz atmayı da unutmayın: tapınağın çatısının altındaki renkli dekorasyonlar ve lotus motifleri gerçekten görülmeye değer. Gezinizi tapınaktan kısa bir yürüyüş mesafesinde bulunan Seokguram Mağarası ziyaretiyle birleştirebilirsiniz. Burada bulunan taş muhafızlarla çevrili oturan Buda heykeli o kadar narin ki ziyaretler çok kısa tutuluyor ve fotoğraf çekilmesine de izin verilmiyor. Buda’nın bakışlarını mağaranın dışına doğru takip ettiğinizde, karşınızda Japon Denizi’ne doğru uzanan Tohamsan Dağı’nı bulacaksınız.

FLORIANÓPOLIS, BREZİLYA

Floripa, yerel halkın deyimiyle, harika plajlar ve mükemmel partiler arayan öğrenciler ve sırt çantalı gezginler için tam bir ada cennetidir. Mercado Publico’nun sarı kemerleri, sayısız el sanatı tezgâhına ve yiyecek dükkânına barınacak bir yer sunuyor. Zevkinize uygun bir yer bulduğunuzda lezzetli anchova grelhada (ızgara veya kızarmış lüfer) ile karnınızı doyurabilirsiniz. Öğleden sonraları değerlendirmenin en iyi yolu ise adadaki 40 plajdan birine uğrayarak güneşlenmek. Yine de, doğayla daha iç içe bir ortam sunan Praia do Matadeiro ve plaj barlarıyla çevrili Jurerê arasında seçim yapmak gerçekten zor.

Gece kulüplerinin neon ışıklı dans pistlerinden yükselen sesler, gündüz saatlerinin hareketliliğine uğultulu bir fon müziği ekliyor. Kaldığınız yere yürüyerek dönerken, Florianópolis’in ana karasına giden Hercilio Luz asma köprüsünün suların üzerinden yansıyan ışıklarına hayran kalacaksınız.

DUBLIN, İRLANDA

1000 yıllık zengin tarihi, aykırı uluslararası topluluklardan oluşan halkı ve modern mimarisiyle, Dublin’in büyüleyici zıtlıklarına âşık olmamak neredeyse imkânsız.

Gezgin kitap kurtları; taş döşeli ufak geçitlerden, antik çan kulelerinden ve bir zamanlar Oscar Wilde, James Joyce ve Bram Stoker gibi devlerin kaldığı George dönemi evlerinden geçen şehir turlarına katılma fırsatı buluyor. Dublin’de aynı zamanda harikulade vahşi geyikleri görebileceğiniz Phoenix Park gibi pek çok yeşil alan da bulunuyor.

Tüm dünyada neşeli tavırlarıyla bilinen İrlandalıların kalplerine giden yol midelerinden geçiyor. Geleneksel Viktorya dönemi barlarından birine uğrayarak (neredeyse her köşe başında bir tane bulabilirsiniz!) bar taburelerinden birine oturduğunda, kendini bir anda yeni arkadaşlarınla Guinness’ini yudumlarken bulacaksınız. Dublin’de iyi zaman geçirmek için arayışa çıkmana hiç gerek yok, o zaten seni bulacaktır.

HAVANA, KÜBA

Yalnız başınıza çıkacağınız bir sonraki seyahatine biraz heyecan ve duygu katmak istiyorsanız Havana’ya gitmelisiniz. Turistlerin (özellikle de yalnız seyahat edenlerin) güvenliği burada oldukça ciddiye alınıyor; yani kalabalık semtlerde birden fazla dil bilen pek çok polisle karşılaşacaksınız ve bu polisleri sık sık en iyi şarap ve akşam yemeğinin nerede yenilebileceği konusunda tavsiyeler verirken görebilirsiniz.

Sokak satıcılarından aldığınız kızarmış sımsıcak kroketlerle karnınızı doyurduktan sonra, 500 yıllık tarihi semt La Habana Vieja’daki popüler butiklerde, atölyelerde ve kafelerde yerel ürünler satan Kübalı girişimcilerin arasına karışarak Küba’nın modern çehresine bakış atabilirsiniz.

Gitgide eskiyen ama hala ilginç bir çekiciliğe sahip olan eski Amerikan arabalarına ve koloni dönemi binalarına bakabileceğiniz Malecón gezinti yerinde dolaşmadan Havana’yı görmüş sayılmazsınız. Habaneroların (bu heyecan verici şehrin sakinleri) arasına tam olarak karışabilmek istiyorsanız, rahat ayakkabılar giyip, elinize bir şişe şarap almalı ve tropik akşamını limanda dans ederek geçirmelisiniz.

FİJİ

Reddedilemez bir gerçek var: Fiji kesinlikle baş döndürücü bir yer. Kristal renkli sahili ve palmiye ağaçlarının bitişiğindeki plajları, burayı kartpostallarda gördüğümüz türden bir romantizmin en somut örneklerinden biri haline getiriyor ve Güney Pasifik’in derinliklerine gizlenmiş bu takımadanın tam bir balayı cenneti olmasını sağlıyor. Ancak, toplam 332 ada olduğu için, aşk kuşlarından uzaklaşıp kendi cennetinizi yaratmak için de bolca fırsat bulacaksınız.

Yeterince güneşlendikten sonra Fiji’nin daha heyecan verici cazibelerini keşfetmeye koyulabilirsiniz. Başkent Suva’dan arabayla sadece 30 dakika uzaklıkta bulunan Colo-i-Suva yağmur ormanı, arka planını kuş seslerinin süslediği muhteşem yürüyüş rotaları sunuyor. Eğer deniz yaşamı daha çok ilginizi çekiyorsa, Fiji’nin masmavi sularının altında yatan egzotik balıkları ve yumuşak mercan resiflerini görmek için dalış yapabilirsiniz.

Kendinizi yalnız hissetmeye mi başladınız? Fiji’nin yerlileri, özellikle de yalnız seyahat edenlere karşı güler yüzleri ve misafirperverlikleriyle tanınıyor. Akşamlarını ise kasabada yeni arkadaşlar edinip, taze Kokoda (Fiji’ye özel bir tür balık salatası) yiyerek ve Fijililerin rahat hayat tarzını benimseyerek geçireceksiniz. Böyle bir yaşama alışmanız hiç de uzun sürmeyecek.

TORONTO, KANADA

Şimdiye dek sayısız şehre “hayat dolu” sıfatının yakıştırıldığını duymuşsundur ama bu unvanı en çok hak eden yer, farklı kültürlerden insanları buluşturan Toronto’dur. Yaklaşık 200 dilin konuşulduğu, 6,1 milyon nüfusa sahip “dünyanın en multikültürel şehri”, yalnız seyahat edenlerin kendilerini evinde hissetmekte hiç zorlanmayacağı yerlerden biridir.

Burayı ziyaret etmek için en iyi zaman, yerel halkın ve turistlerin caddeleri festival coşkusuyla doldurduğu yaz aylarıdır. Temmuzda 24 gün boyunca halka açık ücretsiz konserler sunan ve caz dünyasının en önemli isimlerini ağırlayan Beaches Uluslararası Caz Festivali listenin en üstlerinde yer alıyor.

Dilerseniz, şehrin hayat dolu Karayip toplulukları tarafından kutlanan ve Kuzey Amerika’nın en büyük sokak festivali olan Caribana Festivali Geçit Töreni ile kalipso müziğinin eşliğinde de eğlenebilirsiniz.

THIMPU, BHUTAN

Eğer yalnız başına seyahat etmeyi seviyorsanız, yeni ufuklar keşfetmekten de muhtemelen korkmuyorsunuzdur. Hayatta olduğunuzu hissettirecek bağımsız bir seyahat deneyimi yaşamak için görmeniz gereken yerlerin en başında Bhutan geliyor.

Yamaçlara kurulmuş kaleleri andıran manastırları ve milli gelirlerini aşan düzeydeki “milli mutluluklarıyla” ünlü Bhutan, uluslararası turizme sadece otuz yıl kadar önce açıldı ve günümüze kadar Batı’nın etkisinden kısmen de olsa uzak kalabildi.

Aslında, kökleri ve kültürleri konusunda o kadar korumacılar ki; ülkeye yapılacak seyahatler, bu mistik Budist krallığını görmeye meraklı turistler için çeşitli egzotik geziler sunan önceden onaylanmış, ön ödemeli tur grupları sayesinde gerçekleştirilebiliyor (yalnız seyahat eden sırt çantalı gezginler kişisel esneklik sunan özel turlar da bulabilir).

Budistlerin aslında parti yapmayı ne kadar sevdiklerini gördüğünde çok şaşıracaksınız! Bhutan’da yıl boyunca çeşitli yemek, şarkı ve dans festivalleri düzenleniyor; yani burayı ne zaman ziyaret ederseniz edin, mutlaka kutlamaya değer bir şeyler bulacaksınız.

JUNEAU, ALASKA

Kimse sadece kendi başına hayatta kalamaz ama Alaska’da bunu başarmaya çok yaklaşabilirsiniz.

Her yıl burayı ziyaret eden iki milyon turistten %16’sı yaz aylarını ve %72’ye ulaşan kısmı da kış aylarını tercih eden yalnız gezginlerden oluşuyor ve hepsi de dünyanın diğer bölümlerindeki kaostan uzaklaşıp, etkileyici güzellikteki buzulların doldurduğu uçsuz bucaksız boşluğu seyretmek, İsviçre’nin bir buçuk katı büyüklükteki ulusal parkları gezmek veya sadece boz ayılarla biraz vakit geçirmek istiyor.

Doğanın etkileri burada muazzam boyutlara ulaşıyor, yani kendinizi başkent Juneau’nun hoş ama uykulu atmosferinin dışına attığınızda gerçek bir kâşif gibi hissetmeye ve davranmaya hazırlamalısınız. Eğer buzulları aşabilirseniz Tracy Arm Fiyordu’nda balıkçılık turuna çıkabilirsiniz. Ardından da başka bir tekneye atlayarak, Inside Passage’a gidebilir ve bu dünyanın gerçek hükümdarları olan orka balinalarıyla yüzleşebilirsiniz!

QUEENSTOWN, YENİ ZELANDA

Yeni Zelanda, turistlere gösterdiği inanılmaz misafirperverlikle tanınıyor ve eğlenmek isteyen yalnız gezginlerin buluşma noktası olması açısından da harika bir yer.

Başkent Wellington’da Yüzüklerin Efendisi ile ilgili pek çok hatıra bulabilirsiniz ama macera arıyorsanız tercih etmeniz gereken yer Queenstown. Rafting, hava dalışı ve bungee jumping gibi aktivitelerin ve Remarkables sıradağlarının üzerindeki zorlu kayak merkezlerinin tadını çıkarmak üzere her yıl yalnız veya grup olarak bir milyon turistin ziyaret ettiği bu şirin göl kıyısı kasabası, “Dünyanın Macera Başkenti” unvanını sonuna kadar hak ediyor.

GÖTEBORG, İSVEÇ

Biraz pahalı ama güzel İsveç başkenti Stokholm’ün gölgesinden çıkamasa da, sıcakkanlı Göteborg’da keyif almana yetecek kadar kültür ve İskandinav tarzı bulabilirsiniz ve fiyatlar da yalnız gezginler için çok daha insaflı ve hesaplıdır.

Güneş parlıyor olsa da olmasa da, tüm Avrupa’nın en gösterişli bitki merkezlerinden biri olan Göteborg Botanik Bahçeleri’nden yayılan muhteşem kokuları takip etme içgüdünüze karşı koymayacaksınız. Stora Saluhallen yiyecek pazarından atıştırmalık bir şeyler alarak Paddan Tekne Turu’na katılabilirsiniz.

Şehrin iç bölümlerindeki 17. yüzyıldan kalma kanallardan ve 20 köprünün altından geçeceğiniz bu rahatlatıcı tekne turu tekrar kendinize gelebilmeniz için birebirdir.

Ancak bu hoş liman şehrinde her şey tarihi yapıları görmekten ibaret değil; Göteborg aynı zamanda ülkenin tasarım konusunda en yaratıcı yeteneklerinin de ortaya çıktığı şehir. Şık Magasinsgatan caddesindeki butikleri ve moda ile uygulamalı sanatlar için dünyanın önde gelen merkezlerinden Röhsska Müzesini gezerken bunu siz de fark edeceksiniz.

( momondo.com.tr )

Bir Cevap Yazın